2026 FAYN- Manisa Akhisar Oteli: Tarihin sessiz tanığı, bir avlu, bin hikaye

https://www.fayn.press/manisa-akhisar-oteli-tarihin-sessiz-tanigi-bir-avlu-bin-hikaye/
İzmir'in tarihi Kemeraltı bölgesinin sembolik yapılarından Manisa Akhisar Oteli, geçmişte Yahudi cemaatinden yoksul ailelere yuva olurken, bugün de göçmenler, sığınmacılar, kimsesizler için adeta bir sığınak.
Çok değil birkaç sene önce, ortasında koca bir limon ağacının bulunduğu avluda, bir grup yaşlı bastonlarına dayanmış, içlerine akıttıkları gözyaşlarıyla bir zamanlar yuva dedikleri bu mekanda geçmişin izlerini arıyordu. İsrail'den gelen bu hüzünlü turist kafilesinde, çocukluğunu bu avluda geçirmiş olanlar da vardı, düğünlere, eğlencelere katılmış olanlar da. Otelde kalan genç Afrikalı göçmenlerin kayıtsız bakışları altında bir zamanlar bisikletlerini sürdükleri, top oynadıkları bu avluda bir süre sessizce oturdular. Onlar geçmişte kaybolmuşken avluya bakan odalardan birinin kapısı açıldı. Ufak bir mutfak tüpünün olduğu masanın üzerindeki radyodan İbrahim Tatlıses'ten “Canım dediklerim canımı aldı”' diye başlayan ezgi ortalığı kapladı. Otelin müdavimlerinden Mersedes Ali'nin odasından geliyordu ses. Az ileride sükunet içinde geçmişin seslerini arayan yaşlı turist grubunu izledi bir süre Mersedes Ali. Ortamın kasvetini artırmamak için radyonun sesini kıstı. Kapısını kapatıp kendi dünyasına daldı.
Sefarad Yahudilerinin yuvasıydı, şimdilerde garibanların durağı
İzmir'in meşhur Kemeraltı bölgesinde, Anafartalar Caddesi’nde yer alan tarihi Manisa Akhisar Oteli'nin avlusundayız. Otelin genç kuşak işletmecisi Ahmet Acar'ı dinlerken, birkaç yıl önce avluda yaşanmış hikayeleri canlandırıyoruz zihnimizde. İzmir'in kadim topluluklarından Yahudi cemaatinin Kortejo (Avlu) olarak adlandırdığı, Osmanlı döneminde adına Yahudhane denilen, yoksul Yahudi ailelere ev sahipliği yapması için kurulmuş kendine özgü bir yapı burası. Odaları ortak bir avluya açılan, iki katlı, yan yana odaların sıralandığı, şimdilerde ise garibanların yuvası olan tarihi bir otel. Ne kadar çok müdavim varsa o kadar çok hikaye var burada. Mersedes Ali, Sarı İbo, Yeşilçam'ın kavgacı figüranı Artist Ali ve niceleri… Belgeselci Canan Altınbudak yaklaşık 11 yıl önce bu mekanı ve o dönem yaşayanları kayıt altına almış. Meraklısı, otelin hikayesini konu alan Bir Avlu Bir Kent belgeselini Youtube'da izleyebilir.
Manisa Akhisar Oteli'ni uzun yıllardır işleten baba Salih Acar, şimdilerde oğlu Ahmet Acar ile birlikte çalışıyor. Otel, Salih Bey'e dedesinden miras. Dede Salih Zorel aslen Kıbrıslı. 1903 yılında aile önce Antalya'ya, sonra İzmir'e göçüyor. Dede Salih Bey iyi Rumca bildiğinden, İzmir'de kentin Rum esnafıyla hemen iletişim kuruyor ve bir gazoz fabrikası açarak ticaret hayatına atılıyor. Daha sonraki işi ise otelcilik. Manisa Akhisar Oteli’ni, Salih Bey'in ifadesiyle yaşlıca bir Musevi hanımdan devralıyor. Tarih muhtemelen 1922 sonrası. İzmir Yangını ardından kentteki Rum ve Ermeni cemaatinin izlerinin hızlıca yok olduğu (edildiği) dönemler. 1492'de İspanya'dan engizisyon kararı ile Osmanlı topraklarına göç eden Sefarad Yahudileri'nin kendilerine özgü yaşam ve mimarisini yansıtan yahudhanelere Yahudi nüfusun o yıllarda fazla olduğu İstanbul ve İzmir’de rastlanırdı. Bugün ise bu yapılar yoksulların, kimsesizlerin yuvası. Bir yönüyle tarihsel misyonunu geçmişte olduğu gibi şimdi de sürdürüyor. Sadece isimler ve hikayeler değişiyor. Yoksul Mişonlar, Rakeller gidiyor, Sarı İbolar, Artist Aliler, Gazzeli Fatmalar gelip yerleşiyor ufacık odalara.
İzmir'in en ucuz otelinde günlük ücret 300 TL
İzmir'de bir örneği de yine Konak bölgesinde olan yahudhanelerden en bilineni Mavi Kortejo. Ancak burası, dört yıl önce restorasyon geçirmiş ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Kentsel Adalet ve Eşitlik Şube Müdürlüğü adıyla bir kamu binasına dönüştürülmüş. Dolayısıyla, İzmir'de eski haliyle ayakta kalan tek yahudhane, bugün hâlâ kentin en ucuz oteli olduğu iddiasını koruyan, 3. sınıf otel kategorisindeki Manisa Akhisar Oteli. Burada günlük konaklama ücreti 300 TL. Bu ücrete mutfak gıda masrafları dahil değil. Aylık bazda düşünüldüğünde, en düşük emekli maaşı olan 20 bin TL ile geçinmek zorunda kalan biri için burada kalmak ehvenişer denebilir.
Gazze'de savaştan kaçan aile otele sığındı
Baba - oğul Acarlar, dede yadigarı olan bu oteli bir çeşit “sosyal hizmet merkezi” mantığıyla çalıştırıyor ve çok düşkün kimselerden ücret talep etmiyorlar. "Gazze'deki savaştan kaçan bir kadın buraya üç çocuğuyla geldi. Baktık, parası yok. Çocukların ikisi bedensel engelli. Klimalı odalarımızdan birini verdik. Çocuklardan biri ateşlendi, gittik, ilaçlarını aldık. Hâlâ ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyoruz. Böylelerinden para istemiyoruz. Savaştan kaçmışlar, nasıl istenir?'' Otelin genç kuşak işletmecisi Ahmet Acar anlatıyor bunları. ''Üç yıl önce çok eskiden burada kalmış bir grup Musevi vatandaş oteli ziyaret etti, İsrail'den gelmişler. Burayı görünce ağladılar. Çocuklukları burada geçmiş. Avluda düğünler yapmışlar.'' Yediveren limon ağacının kapladığı küçük avlu çok sessiz. Biz oteli dolaşırken sanki kimseler çıt çıkarmak istemiyor. Odaların kapıları sıkı sıkıya kapalı. Sadece temizlik yapan gençten bir Roman kadın ve ders çalışan küçük kızı var. Peki kimler kalıyor şu aralar Manisa Akhisar Oteli’nde?
''Müşterilerle akraba gibi olduk''
Her daim zor şartlarda bulunanlara kucağını açmış bu tarihi otelde, pek çok farklı insan ve elbette pek çok farklı hikaye var. Otelin sahibi Ahmet Acar burada konaklayanların hikayelerini aktarıyor bize: “Kimisi köyde istediği kızı vermedikleri için herkese küsmüş, bir daha da dönmemiş. Kimisi eşinden ayrılmış. Kadın çağırıyor, gel diyor ama adam burada yaşamaktan memnun. Alkol sorunu da var. Eve gitse yine içmeye devam edecek. Ayrılacaklar.” Acar, otelin yaşı ileri sakinlerinden de söz ediyor: “Bir yaşlı amca var, trafik kazasında ailesinden herkesi kaybetmiş, hayatta tek başına kalmış. Kazadan sonra polisler buraya getirdi. Bir Hamdi amcamız var 86 yaşında. Karşıyaka'da çok ünlü bir çiçekçiymiş. Babası Atatürk'ün şöförüymüş. Arada onu kontrol ediyoruz odasından dışarı çıkmayınca. Oğlu, kızı var ama aramıyorlar.” Manisa Akhisar Oteli’nin sahipleriyle sakinleri adeta akraba gibi olmuşlar: “Sağlık sorunları olanlarla ilgilenmeye çalışıyoruz. Kiminin emekli maaşı var, burada rahat yaşıyor. Ama maaşı olmayan da var. Biz ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Akraba gibi olduk.” Odaların hepsinde tuvalet ve banyo mevcut. Ancak 56 odalı otelin sadece 16 odasında klima var, yazın sıcakta, kışın soğukta sorun… Klimasız odalarda kalanlara battaniye veriliyor. Herkese ayrıca birer küçük tüp verilmiş, yemeklerini bu sayede yapıyorlar. Ahmet Acar, otelde kalanların kendi aralarındaki ilişkilerinin de iyi olduğunu anlatıyor: "Burada kalanlar arasında iyidir ilişkiler. gerektiğinde dayanışırlar. Aşçı olan bir müşterimiz var. O yemek yapar, diğerlerine verir. Ortaklaşa para koyarlar, pazardan balık alır yaparlar."
“Herkesi kabul etmemeyi öğrendik”
Acar’a her şey bu kadar güllük gülistanlık olabilir mi, hiç mi sorun çıkmıyor diye soruyoruz. Acar’a göre işin sırrı herkesi otele kabul etmemekte… “5-6 yıldır buradayım. Tatsız bir olaya tanık olmadım. Başlarda vardı biraz ama zamanla insanları idare etmeyi öğrendik. Herkesi kabul etmemeyi de…” Otel sahibi Ahmet Acar asıl büyük sorunun gençlerden çıktığını da ekliyor: “Buraya genç alırken artık korkuyorum çünkü sentetik uyuşturucuların kullanımı çok arttı. En tehlikelisi de o. Hatay semtinde oturuyorum ben, inanın bizim semtte buradan fazla kavga gürültü var. Bu otelde gece oldu mu çıt çıkmaz, tam bir huzurevi ortamı gibidir.” İzmir’in son yahudhanesi, garibanların oteli ayakta kalabilecek mi? Eski İzmir'in tarih kokan sokakları, semtleri son 10 -15 yıllık hızlı değişimden payını alıyor. En yakın örnek; 16. yüzyıla uzanan tarihiyle Kemeraltı'nın ikonik yapılarından Yeni Şükran Oteli'nin başına gelenler. Otel restorasyon geçirdikten sonra girişe Filibeli Han tabelası asılmış. Bir zamanlar kimsesizlerin yuvası olan Yeni Şükran Oteli'nin avlusunda bugün yeni nesil kahveci, giyim mağazaları ve gümüşçüler var. Tıpkı Beyoğlu'nun soylulaştırılmış mekanlarına eklenen Narmanlı Han'a kıydıkları gibi Yeni Şükran Oteli'ne de merhamet edilmemiş.
Acaba Manisa Akhisar Oteli'nin kaderi de benzer olur mu, diye sormadan edemiyoruz. ''90'lı yıllarda burayı otopark yapmak istediler'' diye devam ediyor Ahmet Acar. “Ben 7-8 yaşlarındaydım. Babama sabaha karşı bir telefon geldi. İçeride müşteri varken oteli yıkmaya çalışmışlar, yandaki karakoldaki polislere de ses çıkarmasınlar diye rüşvet vermişler. Babam kendi imkanlarıyla yıkımı durduruyor. Buradaki polisleri de göz yumdukları için mahkemeye veriyor. Polisler ağır cezada yargılanıyor. Oradan kazandığımız tazminatla pansiyonun bir bölümünü tadilatla yeniledik.” Yakın bir dönemdeyse bazı düzenlemeler yapılması istenmiş otelden. “Bizden istenen her şeyi yaptık. Yangın merdiveni, yangın çıkışı. Hepsi var. Ancak burada şöyle bir sorun var. Çankaya bölgesindeki yapıların hepsi birbirine şuyulandırılmış yani binaların mülkiyeti birden fazla kişi arasında hisseli hale getirilmiş. Burası Anıtlar Kurulu tarafından tarihi eser olarak sınıflandırılan bir yapı. Tek tapu olması gerekiyor deniliyor ama böyle bir ihtimal yok. Bu yapıların tarihi Cumhuriyet'ten eski. Biz bina ruhsatı almak için başvurumuzu yaptık. Harçlarımızı ödedik. Üç yıldır bekliyoruz. Umuyoruz bu sorun da kısa sürede çözülür ve burası hayatına şimdiki gibi devam eder.” Burası aynı zamanda fotoğrafçılar, belgeselciler için de müthiş bir memba… Bugüne dek pek çok sergiye de hem konu olmuş hem ev sahipliği yapmış. Her şey bir yana, avludaki yediveren limon ağacının varlığı bile başlı başına direnç kaynağı. Nice garibana meyve vermiş, gölgesini sunmuş o ağacın suyu hürmetine, Manisa Akhisar Oteli'nin nice seneleri olsun!

Yorumlar